31 Mart 2017 Cuma

ABD-Türkiye İlişkileri: Balayı mı, Anlaşmalı Boşanma mı?


1* Türk-Amerikan ilişkileri, Türkiye'nin NATO üyesi olduğu 1952 yılından sonra daima kalıcı olmuştur. Soğuk Savaş boyunca, NATO'nun sınır karakolu görevini üstlenen Türkiye, Sovyet tehdidinin hem Ortadoğu'daki hem de ön Avrupa'daki barajını oluşturdu. Atlantik Cephesi, Rus yanlısı bir Ankara'nın ortaya çıkmasını engellemek adına Türkiye'yi uzun süre destekledi ve aynı zamanda Rus yanlısı bir hükümetin önüne geçmek için Kontrgerilla faaliyetlerini gizlice sürdürdü.


2* Sovyet Bloku 1989 yılında çökmüş olsa da Türkiye, ABD açısından işlevini yitirmedi. Ortadoğu'daki zengin enerji kaynaklarına ulaşma ve Anti-Siyonist İran'ın dizginlenmesi için Türkiye ABD'ye etkili olanaklar sağlıyordu. Nitekim ABD'nin Ortadoğu'ya adım attığı 1991 Körfez Savaşı, Türkiye'ye eşsiz fırsatlar sundu. Fırsatları kullanmak adına Cumhurbaşkanı Özal ve Başkan Bush, Saddam'a müdahale için anlaşmış olsa da Türk Ordusu'nun muhalif tavrı ABD'nin politikalarına engel oldu. ABD, Irak'a girmek için Türk topraklarını kullanamayınca Güney Irak'a çıkarma yapmak zorunda kaldı ve savaş maliyetleri oldukça arttı. ABD, Irak'ın kuzeyinde Kürt grupları silahlandırmak seçeneğini kullandı ve süreç en çok PKK terör örgütüne yaramış oldu.



3* Demokrat Bill Clinton'un ardından 2001 yılında göreve gelen Cumhuriyetçi George Bush, önce Afganistan (2001) ve ardından Irak (2003) Savaşları ile Ortadoğu'daki Amerikan hakimiyetini yaydı. Fakat ABD'nin bu saldırgan tutumu bölgede ona karşı duyulan saygınlığı eritti. 1991 yılında Saddam'ı engellemek için yapılan Körfez Savaşı'na bölge ülkeleri destek verirken, Afganistan ve özellikle Irak'ın işgali pek az destek gördü. Irak Savaşı'nın BM onayı alınmadan başlaması ve Bush'un işgalleri Haçlı Seferi olarak nitelemesi ABD'nin Ortadoğu'daki kredisini tüketmeye yetti. 2008 yılına gelindiğinde, ABD'nin Irak'taki varlığı gittikçe tahammül edilemez noktalara ulaştı. ABD karşıtlığı o kadar doruğa çıkmıştı ki, bu durum radikal selefi örgütlerin Irak'taki varlığının güçlenmesine sebep oldu. Köktendinci gruplar, Irak'ın ABD postalları altında ezilmesindense, El Kaide'nin patlattığı bombaların barut kokusunu tercih ediyordu.



4* Söz konusu anti-Amerikan hissiyat, ABD'li düşünce kuruluşlarının da gözlemlediği bir olguydu. Amerikan çevreleri de ABD'nin yerlerde sürünen imajının toparlanması için bir vizyon değişikliği siparişi istiyordu. Yaklaşan seçimler öncesinde bu imajı Demokrat Barack Obama verdi. İçerde ve dışarda "Değişim" mesajı veren Obama, Ortadoğu için de yeni bir umut oldu. Seçim vaatleri arasında ABD ordusunun Irak'tan tamamen çekilmesini de zikreden Obama seçimi kazandı ve ilk yurt dışı gezisini Ortadoğu'nun önemli merkezi "Kahire'ye"
yaptı .


5* Kahire Üniversitesi konferans salonunda toplanan onlarca elitin karşısına çıkan Obama kalabalığı "Esselamu aleyküm" diyerek karşıladı. Sadece bu girizgah bile, ABD'nin değişen Ortadoğu politikasını anlatmaya yetmişti. 35-40 dakika kadar konuşan Obama, Müslümanların gönlünü okşadı. Onlara, Filistin'in haklarını savunan bir kaç cümle söyledi ve bölgede barışın mümkün olduğunu anlattı. Obama'nın Müslüman bir babaya sahip olması, onun gizli bir Müslüman olduğu dedikodularına bile neden oldu. Sonuç olarak Ortadoğu Obama'yı sevmişti ve bölge ülkeleri ABD'ye yeni krediler açmıştı. 


6* Peki ABD bu krediyi nasıl kullanacaktı? Obama'nın danışmanlarından ve Amerikan diplomasisinin en önemli iki isminden biri olan (Ötekisi Henry Kissinger) Zbigniew Brzezinski Tercih isimli kitabında ABD'nin tercihini Küresel Hakimiyet'ten yana kullanmasını öğütlüyordu. Öncelikli olarak ABD ordusu Irak'tan çekilmeli ve İsrail-Filistin sorununun çözümü için girişimler başlatılmalı, Kürt azınlığa destek verilmeliydi. Nitekim gelişmeler de bu yönde seyretti. ABD ordusu Obama'nın gelişiyle Irak'taki güçlerini azalttı. Geri kalan çok az sayıdaki ABD askeri 2011 yılında Irak'tan çekildi.

7* Brzezinski'nin deyimiyle, "Küresel Hakimiyet" düşüncesi, Obama dönemi boyunca yürürlükte kaldı. Küresel Hakimiyet vizyonu gereği ABD, dünyanın geneliyle ortak hareket etmeli, AB genişlemeli ve halihazırdaki ulusal devletler liberalleşmeliydi. Brzezinski'ye göre bir devletin liberalleşerek ekonomik açıdan Batı pazarına bağlanması, o devleti otomatik olarak Küresel Hakimiyet'in bir parçası haline getirecekti. Dolayısıyla, ABD'nin ülkeleri topla tüfekle işgal etmeden, liberal demokrasiyle tanıştırması hem o ülkeleri ABD hegemonyasına alacak hem de liberal pazar genişleyerek ABD'nin ekonomik nüfuzu o ülkelere sirayet edecekti. Bunun için ABD'nin geçmişteki gibi "işgal" yöntemine başvurarak öfke toplaması gerekmiyordu. Peki nasıl olacaktı? 2011 yılında patlak veren, Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerindeki diktatörleri deviren Arap Baharı ideal çözüm yöntemiydi.

8* Diktatörlüklerin altında ezilen Kuzey Afrika halkı, belki biraz da Batılı sivil toplum örgütlerinin finansal desteğiyle ayaklandı. Önce Tunus, ardından Libya ve Mısır'da yeşeren toplumsal olaylar diktatörleri yıkmıştı. Direnme yoluna giden Libya lideri Kaddafi ise, NATO donanmasının ufak bir girişimi ile devrilmiş ve kendi öfkeli halkının ellerinde can vermişti. Mısır ise büyük kalabalıkların toplandığı Tahrir meydanından yükselen seslere kulak tıkadıysa da ordunun müdahalesi Mübarek yönetimini devirmeye yetmişti. Fakat, devrimin bahar kokulu günleri kısa sürdü. Mısır'daki en etkili muhalif yapılanma olan Müslüman Kardeşler (İhvan) yapılan seçimlere tek başına girerek iktidara geldi. Cumhurbaşkanı seçilen Mursi yönetiminde hızlı bir takvimle İslamcı yönetime kayan Mısır'da olan biten ABD yönetimini kuşkulandırdı ve devletin bu dönüşümüne engel olmak isteyen Mısır'lı vatandaşlar yeniden Tahrir Meydanı'na akın etti. ABD Dışişleri Bakanı John Kerry Mursi'yi "Mısır Devrimini çalmakla" suçlamıştı. Tahrir'de yükselen seslere yapılan müdahaleler orduyu yeniden harekete geçirdi ve genelkurmay başkanı Sisi yönetime el koydu. ABD yönetimi bu darbeyi kabul etti ve Sisi'nin Cumhurbaşkanı olarak devletin başına geçmesini onayladı.



9* İhvan sadece Mısır'da değil, Libya'da da engellenmişti. Bahreyn ve Yemen'de ise Arap Baharı'nın etkisiyle yönetimi ele geçirmeye çalışan Şii isyancılar, Suudi Arabistan'ın açık müdahalesi ile engellendi. Suudi Ordusu Bahreyn'e girerek isyancıları dağıttı. Yemen ise, hala sona ermemiş iç savaş tarafından esir alınmış durumda. ABD'nin Arap Baharı'nı İhvan ve Şii karşıtı biçimde şekillendirmek istemesi bölgede yeni bir anti-Amerikan hava oluşmasına neden oldu. Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri ABD yönetiminin ardında iken,  İran güdümlü Birleşik Arap Emirlikleri ve İhvan destekçisi Türkiye ile Katar'da homurtular yükselmeye başladı. Fakat asıl kamplaşma Suriye'de yaşananların ardından gerçekleşti.

10* İran destekli Beşar Esad'ın Suriye'si Arap Baharı'nın ilk günlerinden itibaren liberalleşmeye direndi. Gerçek olmayan sözler ve değişim vaatleriyle geçen iki yılın ardından Suriye 2013 yılında iş savaşın eşiğine geldi. ABD (Ve körfez ülkeleri) ile Türkiye'nin desteğiyle örgütlenen Suriyeli muhalifler ülkenin önemli bölgelerinde yönetimi ele geçirdi. İhvan'la ciddi bağları bulunan bu örgütlerin Suriye'de iktidara yerleşmesini ve Mısır-benzeri bir senaryonun gerçeklemesini istemeyen Obama yönetimi Suriye'de yeni bir müttefik arayışı içine girdi. El Kaide-benzeri selefi IŞİD örgütünün ani yükselişi ve Kuzey Suriye'deki Kürt bölgesine saldırmaya başlaması ABD yönetimine eşsiz bir fırsat verdi. Ağırlığını PKK'nın Suriye kolu PYD'nin çektiği Demokratik Suriye Güçleri, ABD'nin yeni kara gücü haline geldi. Obama'nın Suriye'de Türkiye'nin de desteklediği İhvan irtibatlı muhalif kuvvetlere cephe alması, yükselen homurtuları gerçek bir anti-Amerikan havaya dönüştürdü. Sonuç olarak ABD'nin Küresel Hakimiyet vizyonu Ortadoğu'da yerle yeksan olmuştu. İran, müttefiki Esad'ın devrilmemesi için her türlü desteğe hazırdı. Türkiye ise, müttefik olarak gördüğü ABD'nin İhvan'ı Mısır'dan sonra Suriye'de de oyun dışı bırakmasına içerledi. Sonuç olarak ABD, liberalleşme ümidiyle yöneldiği Ortadoğu'da üç iç savaş, (Libya, Yemen, Suriye) bir darbe, (Mısır) bir işgal (Bahreyn) ve bir küresel selefi terör örgütü (IŞİD) doğmasına neden olmuştu.



11* Obama'nın değişim ümidiyle yöneldiği Ortadoğu'da çuvallaması, eski müttefiki Türkiye'yle arasının açılmasına neden oldu. Rusya'nın 2015 yılında Suriye'ye girmesi ve Esad'ın bir numaralı koruyuculuğu görevini üstlenmesi, öte yandan Ukrayna'nın AB üyesi olmasının Rusya tarafından engellenerek Kırım'ın Rusya topraklarına katılması, Küresel Hakimiyet vizyonunu paramparça etti. Yaklaşan 2016 seçimlerine harap olmuş bir dış politika ile giren Demokratlar, adayları Hillary Clinton ile mevcut "Küresel Hakimiyet" vizyonu için devam kararı aldı. Zamanında Obama'nın da mensubu olduğu, Clinton'un sürdürmek istediği bu fraksiyon uluslar arası alanda "Küreselcilik" olarak niteleniyor. Küreselcilik, ilke olarak ABD'nin desteklediği "liberal piyasa" ekonomisinin dünyaya yayılarak ülkelere yerleşmesi tezini destekliyor. Bu bağlamda ABD, AB ile karşılıklı olarak etkileşim halinde olmalı, AB ve NATO genişleyerek Rusya'nın etki alanını çevrelemeli, büyük bir ekonomik güç halini alan Çin barışçıl bir dost olarak idare edilmeli ve Ortadoğu pazarı liberal ekonomik modele uygun hale getirilmeliydi. Küreselci anlayışa göre liberal ekonomik model ne kadar yayılırsa, yani dünya globalleşirse, ABD'nin etki alanı o kadar artacak ve Soğuk Savaş döneminde yaşandığı türden ideolojik düşmanlar yeşeremeyecekti. ABD, ezeli düşmanı Rusya'yı çevrelemeli, Rusya doğu Avrupa'daki eski Sovyet topraklarına nüfuz edememeliydi. Bu açıdan Ukrayna'nın AB üyesi olması, muazzam bir başarı olacaktı. 2014 yılında Rusya'nın Ukrayna'daki hükümet karşıtı protestoları tetiklemesi ve AB anlaşmasının imzalanamaması önemli bir gelişmeydi. Akabinde Rusya'nın Kırım'ı ilhak etmesi ABD'nin bölgedeki politikalarını başarısızlığa mahkum etti.



12* Obama döneminde büyük başarısızlıklar yaşan Küreselci anlayış, 2016 seçimlerinde Trump'a karşı kaybetti. Trump, Küreselci bakışa karşı bir lider olarak ABD'nin Rusya'ya karşı hezimete uğramasını, Ortadoğu'da İran'ın güçlenmesinin önlenemeyişini ve ekonomik alanda Çin'in ABD'yi neredeyse geçecek hale gelmiş olmasını argüman olarak kullandı. Bu açıdan sloganını "Make America Great Again" olarak belirleyen Trump Küreselci fraksiyona meydan okuyordu. Trump'ın başkan seçilmesiyle birlikte Küreselci anlayış iktidardan düşmüş ve yerine Cumhuriyetçi Başkan Bush'un da mensubu olduğu Neokonservatif (Neocon) anlayış gelmişti. Neocon anlayışa göre ABD Küresel Hakimiyet vizyonuyla değil Küresel Lider vizyonla hareket etmeliydi. Neocon anlayışa göre Ortadoğu'daki tehdit İran'la mücadele edilmeli, İsrail'in güvenliği sağlanmalı, radikal selefi terör yok edilmeliydi. Küresel Lider vizyonu genişlemiş bir AB ortaklığını değil, ABD'ye biat eden bölünmüş bir AB'yi hayal ediyordu. Rusya'nın eski Sovyet bölgelerine yönelik nüfuz arayışı o kadar da önemli değildi. Asıl büyük tehdit, ekonomik açıdan ABD'yi geride bırakmak üzere olan Çin'di. Çin çevrelenmeliydi ve bu uğurda Rusya'ya tavizler verilebilirdi.



13* Trump gerçekten de göreve gelir gelmez Neocon bir girizgah yaptı. Çin'in ekonomi politikalarını eleştirdi. Uzak doğudaki Amerikan varlığını artıracağının sinyallerini verdi. Çin'in geleneksel hasmı Japonya'nin ne kadar önemli bir müttefik olduğunun altı çizildi. Japon lider, Washington'da ağırlanan ilk lider oldu. İran'ın nükleer faaliyetlerini engellemek amacıyla verilen tavizlerin gereksiz olduğunu ilan etti. IŞİD'in derhal yok edilmesini salık verdi ve Obama yönetimi Rusya ile mücadelede beceriksizlikle suçladı. Trump NATO'nun gereksiz bir kurum olduğunu, AB'nin genişlemesi ile ilgilenmediğini söyledi. Alman Şansöyle Merkel ile Beyaz Saray'da yapılan görüşmede elini sıkmaktan imtina etti. Meksika sınırına duvar ördü ve göçmenlerden şikayet etmeye başladı. Trump'ın tüm bu hamleleri Küreselci anlayışa tersti. Kendisini eleştiren Küreselci CNN ve bağlı kuruluşları yalancılıkla suçladı. Böylece, ABD iç politikasında sıkı bir mücadele başladı.

14* Trump'ın göreve geldikten sonraki ilk hamlesi, Ortadoğu'daki yedi ülkeden gelen göçmenlere mani olmakla alakalıydı. Küreselci medya bu kararnameyi sıkı biçimde eleştirdi ve Amerikan yargısı, kısa süre içerisinde kararnameyi iptal etti. Bu hadise, Neocon Trump ve Küreselci muhaliflerin ABD'de sıkı bir iktidar mücadelesine girdiğinin resmiydi. ABD ordusunun karargahı Pentagon Neocon anlayışa yakındı. İstihbarat kurumu CIA ise Küreselcilerin elindeydi. İç politikada göçmen hamlesini savuşturan Küreselciler, dış politikada da Rusya'yı hedef aldı. CIA tarafından başlatılan soruşturmada, Rus hackerların seçimlerde siber saldırı yapmış olabileceği üzerinde duruldu. Bu doğrultuda ABD'de bulunan bazı Rus diplomatlar sınırdışı edildi. Böylece Trump'ın Rusya ile iyi geçinme politikası hedef alınmış oluyordu. Rus lider Putin, gelişmeyi kendisinden beklenmeyecek olgunlukla karşıladı ve Küreselcilerin hamlesini savuşturdu. Küreselcilerin bu hamlesi Trump-Rus ilişkilerini sarsmaya yetmedi.

15* Küreselciler bir diğer hamleyi, Trump'ın ulusal güvenlik danışmanı Michael Flynn üzerinden gerçekleştirdi. CIA, Flynn'ın bir Rus yetkili ile yaptığı gizli görüşmeleri deşifre etti. Flynn'ın Rus casusluğuna izin vermiş olabileceği ihtimali onun görevinden istifa etmesine neden oldu. Böylece Küreselciler Trump'ın ulusal güvenlik danışmanını "avlamış" oluyordu. Sadece bir kaç gün sonra, Trump göçmenler hakkında yeni bir kararname oluşturdu. ABD yargısı, bu kararnameyi de iptal etti. Karşılık olarak Trump, Küreselcilere yakın bir çok Federal savcıyı görevden aldı. Görevden alınanlar arasında Reza Zarrab dosyasını soruşturan Preet Bharara da vardı.

16* Türkiye önce Mısır'da İhvan'ın devrilmesi ve ardından Suriye'de muhaliflerin önünün kesilmesi nedeniyle Obama yönetimi ile anlaşmazlıklar yaşadı. 17 Aralık Operasyonlarının ardından düşman ilan edilen Fethullah Gülen'in tüm girişimlere rağmen Türkiye'ye teslim edilmemesi ve Küreselcilere bağlı düşünce kuruluşlarının Erdoğan'ı gittikçe eleştiren raporları, Türk-Amerikan ilişkilerinde yeni bir sorunlar dönemi başlattı. Obama yönetiminin Suriye'de PYD'yi destekleme kararını alması, Türkiye'nin tüm çağrılarına rağmen terör örgütü PKK ile ilintili PYD'nin silahlandırılması ve son olarak 15 Temmuz 2016'da yalanan askeri darbeye kesin bir eleştiri getirememiş olması Türkiye ile ilişkilerin kopmasına neden oldu. Obama'nın yerinin alan Demokratların adayı Clinton'un Türkiye karşıtı politikaları sürdüreceğini ilan etmesinin ardından Türkiye sıkı bir biçimde Donald Trump'ın seçilmesini ummaya başladı. Erdoğan yönetimine ciddi şekilde alerjisi olan Küreselcilerin seçimi kaybetmesi, AKP için yeni bir umut doğmasına sebep oldu. İki taraf da kopma noktasına gelen ilişkilerin tamiri için yeni bir sayfa açmıştı. Peki ilişkiler tamir edilebilecek miydi? ABD'de yaşanan Küreselci-Neocon mücadelesi Türkiye ilişkilerini nasıl etkileyecekti? Devam edecek.

13 yorum:

  1. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  2. Elinize sağlık ��

    YanıtlaSil
  3. Üstad kusura bakma da Trump'la Bush'u aynı kefeye koyarak resmen sıçtın.Çok büyük hata, lütfen ona bir dön bak.

    YanıtlaSil
  4. Tabii ki balayı

    YanıtlaSil
  5. Reis kolay gelsin, referandumla ilgili şöyle güzel bir yazı bekliyoruz sabırsızlıkla. Yazacaksın değil mi? Bilhassa bundan sonraki süreçte neler yaşanır? Bununla ilgili olursa seviniriz. Yok hileymiş yok bilmem neymiş bunlar geride kaldı artık olan oldu, gelecekte neler olur ona bakalım.

    YanıtlaSil
  6. Hakan Yılmaz18 Nisan 2017 23:04

    Hocam sence gezi gibi bir olay olmaz değil mi? İnsanlar sokaklara çıkıyor söylentileri var ama çok büyür mü? Allah devletimize zeval vermesin. Ben de hayır oyu verdim sokaklara çıkmak falan çok çok yanlış zaten bunlar kendi kendilerini bitirir aldıkları oy çok düşük ama sokağa çıkılırsa onlara güç vermiş oluruz Soros da geldi diyorlar çok korkuyorum bir olay olmaz değil mi? Lütfen cevap yaz twitter'ım yok buradan yazıyorum.

    YanıtlaSil
  7. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  8. Yeni yazı bekliyoz abeyy haftalardır

    YanıtlaSil
  9. Abi lütfen bunu okuyorsan cevap ver. Twitter'dan yazdıklarına bakıyorum da sürekli bir Atatürk'ün dua eden ne bileyim dinibütün biri gibi gösteriyorsun peki Atatürk'ün chp programını açıkladığı bu video hakkında be düşünüyorsun? https://youtu.be/lZ-KajhkqMU
    Yanlış anlama ben de müslümanım Atatürk'ü çok seviyorum bu videoyu izlediğimde bile ona olan sevgim 1 gram azalmadı ama senin dediğin gibi biri de değil bence Baranba abi. Açıklama bekliyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. "Gökten indiği sanılan kitaplar..."ile ilgili olan video kastettiğim.

      Sil